Demem o ki;

Demem o ki;
GERİDE KALAN SADECE KOKUSUDUR ÇOCUKLARINDAN, BİR DE SAVAŞA KARŞI BÜYÜTTÜĞÜ KİNİ, ÇOCUKLARINDAN GAYRI

17 Haziran 2009 Çarşamba

Çocuklardan Bir Resim


Sabahın bir vakti çıkıp sokağa, şöyle alabildiğine izleyince hep bir telaş içinde koşan insanları, geleceğe dair güzel hayaller kurar dururum. Hele kucağında bebeğiyle yorgun düşmüş bir anneye takılınca gözlerim, “tamam işte” derim; gelecek emin ellerde. Yüzü bembeyaz, bakışları merak dolu ve teni umut kokan bebeklerdir onlar.
.
Az ilerde biraz daha büyümüş çocukları görürüm. Kimi top peşinde koşar, kimi ise çetin bir kavganın içindedir. Onların peşine de iliştiririm geleceğe dair sakladığım tüm umutlarımı. Oyunun en güzelini oynayacaklar elbette, arkadaşlıkların da en safını yaşayacaklar, haklarıdır. Sonra dalınca yaşamın içine, aldıkları tüm güzellikleri rehber olacak onlara. Daha güzel bir dünyanın mimarı olacaklar hiç şüphesiz.
.
Her doğan çocuk biraz daha sorumlu olarak doğacak sürekli güzelden uzaklaşan dünyamızda. Her doğan çocuğun bir görevi olacak bu yüzden. Kimse söylemeyecek “bunları yapacaksın” diye; direkt hayattan alacaklar bu görevi, görmesini bilen gözleriyle.
.
Bembeyaz birer sayfadır onlar, işlenmeye hazır. Ama kimse amaç etmesin kendimce işleyeyim diye. Kendimizce güzel olan şeyler, güzel olsaydı gerçekten; karabulutlar giyinmiş ufuklar her geçen gün bu kadar kararmazdı ve güneş böylesine küsmezdi dünyamıza. Bembeyaz bir sayfayı bembeyaz bir sayfa olarak bırakacağız bu yüzden. Yaşamı kendi gözleri ile görecek, kendince sorgulayacak, kendince yaşayıp karar verecek ama asla bizden bir iz taşımayacaklar.
.
Olumsuz hiçbir kelime olmayacak onların lügatinde, koymayacağız; hakkımızın da olduğunu da düşünmüyorum. Ama güzele dair ne varsa – kendimizce değil, gerçek olarak- sereceğiz önlerine. Güzeli bilecekler, aşkı, sevgiyi ve iyiyi; kötü olanı kendileri öğrenecekler, biz söylemeyeceğiz “kötü olan bu” diye.
.
Bir oyunla dünyayı yıkabilirler, daha yeni takılmış bir camı ikinci defa kırabilirler. Hakkıdır kırarılar. Çünkü sokak onların, top onlarındır; getirip koymayacağız betonları onların önüne. Doyasıya oynayacaklar, çocuk olacaklar inadına. İki eriğin ve kırılmış bir dalın hiçbir değeri yoktur geleceğe sağlam bir kök ile bağlanmış bir fidanın (çocukların) yanında.
.
En çok bu yüzden uzak duracağız savaşlardan. Suçlusu bizken, mahkûmu onlar olmasın diye geri duracağız kandan, kinden ve nefretten. Bir savaşta en fazla ağlayan analarsa, çocuklardır en fazla ölen. Bunu iyi bileceğiz, her geçen gün dünyadan ayrılma zamanımız yaklaşırken, bizden daha çok yaşayacak olan çocuklara kan ile lekelenmiş hiçbir kara parçasını bırakmayacağız. Onca görev üslendiğimiz hayatta, temel hedef bu olmalı en azından.
.
Bazı zamanlar aralarına karışıp kulak kabarttığımda, küfrün bile en temizini çocukların ettiğini görürüm. Hiçbir art niyet yoktur çünkü. Sadece kulaktan dolma olarak dışa yansıtılan bir sinir durumu işte. Ara ara sohbetlerine katılıp konuşurum onların dilinden, “çocukça”. Hepside anadili gibi bilirler bu dili, ne güzel.
.
Bir kuşa en manidar şekilde bakabilen, bir uçağın uçuşuna akıl sır erdiremeyen bir bakıştır onlarınki. Lekeden uzak, meraklı ve sıcak gözlerin ulaşabildiği en güzel boşluklar mavilikler olmalı, elbette karanlıklar değil. Hazır elimiz değmişken ve güzelden yana tutuyorken tüm düşünceleri, zamanın en güzelini onlara ayırmaktır doğru olan. Onlarca işin gücün arasında en güzel olanıdır yarın için, onlar için bir şeyler yapmak.
.
Uzun zamandır onlara dair bir şey yaptığım yok düşünmekten başka. Şöyle çekilip köşeye, önce kendi çocukluğunun hayalini kurmak, sonra o zamandan kalan özlemleri elle tutulur bir hale getirmek istiyorum. Tüm bunları bir resimde bütünleştirmek en güzeli olur diye düşünüyorum. İlk iş olarak da uzun zamandır yanına yaklaşmadığım tuval ve boyalarımı gün yüzüne çıkarmak oluyor.
.
Nihayet, resim olmak üzere, dört köşe bir tuval ve alacalı boyalar duruyordu önümde. İlk fırça darbesi sonsuz mavilikler için olsun istiyordum, gerisi ise içerisinde yaşattığım o güzelim çocuklar için…
.
Tüm uğraşlar bitince resim adına, şöyle bir baktım uzaktan. Çizdiğim resim tam olarak yansıtıyor mu düşüncelerimi bilmiyorum. Ama detaya inmeden baktığımda fena da durmuyor gözümde. Seyredince hafif bir tebessüm oluyor ya yüzümde, bu da yeter diyorum. Abidin üstadın “Mutluluğun Resmi” kadar değil elbette ama benim için yeterince iyi diyebilmekte güzel. .
Sonrasında, bir görevi bitirmiş olmanın mutluluğu oluştu içimde. Şans mıdır bilmiyorum ama şöyle bir uzanayım derken, bir hengâme duydum sokaktan. Pencereden baktığımda ise, tuvalimden dışarı çıkmış çocukların sokak maçı sonra sevinç bağrışmaları olduğunu gördüm bu hengâmenin. Biraz izledim ve sonrasında keyifle serildim yatağıma…

Hiç yorum yok: