Etraf buram buram sonbahar, kuşlar aynı yolun – o sıcak ve yeşile çalan- ülkelerin yolcusu, çevrede sarıya çalan bir sessizlik ve ağaçlar son vedasında duruyor yapraklarına el sallarken. Giden yolcular geride kalanların, geride kalanlarsa gidenlerin efkârında. Bir boş bakış kalınca artık o derin ufukta kaybolan yolun ardından, geriye sonbahar dolu bir bekleyiş kalıyor, kurumuş ve sararmış olan…
.
Yaz sıcağının ardından toprağa düşen ilk yağmur damlası ve ilk yaprak tanesi, fısıldar hafiften sonbaharın kapımızı çalışını. Hayatın yavaşça oynatılan film kareleri gibi geçişidir bu mevsim. Etrafta yağmurlardan kaçan insanlar ve yağmurun tadını doyasıya çıkaran çocuklar görürüm o buram buram toprak kokusu zamanlarda. Ve ne zaman o koku eşliğinde görsem bu anlattıklarımı, dilimde anlamsız dizeler dolanır durur hep.
.
Güzeldir yine de yağmurun tadını doyasıya çıkararak sonbaharda iliklerine kadar ıslanmak. Gecekondu mahallerinin pencerelerdeki o sarıya çalan sıcaklıklarının resmi, ardı ardına tüten bacaların gökyüzüne haykırır gibi duruşu, hep geçmişte kalan bir yanımı tutuşturur. İşte o anda sokağa çıkıp, yağmuru iliklerine kadar hissederek yürümek ve sokak lambaları altında yere inen her damlanın süzülüşünü seyretmek çok güzel tatlar bırakır hafızalarda. Geçmişten kalan onca tattan dolayıdır ki; hep böyle sarhoş olurum bu yağmurlarda.
.
Adı boşuna “Ayrılıklar Mevsimi”ne çıkmamıştır sonbaharın. Her gidenin belki de bir daha dönmeyeceği bu mevsime denk geliyorsa ve bu zamana denk geliyorsa kuşların gökyüzünden gidişi, boşuna değildir bu yakıştırma. Gözlerin yolları en çok gözlediği zamanlardır bu zamanlar. Yağmurlu bir günde, bazen bir çocuk yanağını cama yapıştırıp az sonra elinde paketlerle gelecek olan babasını bekler. Kimi de, o neredeyse gelecek olan ama bir türlü zamanında gelmeyen otobüsü bekler işine yetişmek için. Sırf bu yüzden ıslanır durur; ha geldi, ha gelecek diyerek.
.
Yağmurdan sonra sokaklarda çamurda biriken sularda taş sektiren ve kimi kâğıttan gemiler yüzdüren çocukları izlemek ve canım buğusuna yazı yazmak, birde yolunu gözlemek gelecek olanın… Tüm bunlar sonbaharın hiç tükenmeyen uğraşlarındandı çocukluğumun. Özlemler biriktirmek ve gönül denen değirmende tüm bu özlemleri öğütmekte cabasıdır bu uğraşların.
.
Çok gidişler doğurdu bu mevsim ve birçoğuna da gebe hala. Daha niceleri tadacak bu hazin durumu. Yazın esen o sıcak rüzgârlardan sonra gelecek olan o soğuk rüzgârların seline kalıpta tuştan eller, belki kim bilir ne hangi zamana kadar tutuşamayacak olurlar. Kuşlar dönecek belki geriye ama dönüşü meçhuldür o gidenin ve gidecek olanların. Yağmurdan sonra solunan o toprak kokusuyla kalacak gidenler hafızalarda ve her yağmurdan sonra aynı kokuyla anılacak giden ve gidecek olan.
.
Etraf buram buram sonbahar yine, bekleyişler ve ardı arkası kesilmeyen özlemlerle. Sararan yapraklar gibi zamana yenik düşerek solar gözler yolun seyrinde. Düşen her yaprak ömürden giden günlerin habercisi ve düşen her yağmur damları içimizde sıkışmış gözyaşlarının kaynağı şimdi.
.
Yağmur damlaları süzülüyor penceremden. Onlar süzülürken yolunu kaybetmiş bir gemi gibi dolambaçlı dizeler biriktiriyorum içimde, ıslak ve sararmış şiirler yazmak için. Ağaçlar döktüğünde yapraklarını, birde buram buram toprak kokusu sardığında etrafı; nice imgeleri biriktiririm dimağımda. Bu yüzden her sonbaharda gökyüzü içer, yağmur kusarım sonra…
19 Ocak 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder