Demem o ki;

Demem o ki;
GERİDE KALAN SADECE KOKUSUDUR ÇOCUKLARINDAN, BİR DE SAVAŞA KARŞI BÜYÜTTÜĞÜ KİNİ, ÇOCUKLARINDAN GAYRI

26 Ocak 2008 Cumartesi

Yalnızın Halleri


Beni bu halimde yakaladı;
sabahları erkenden kalkıp
bir şeylerle uğraşma alışkanlığı.
Sabah saat altı diyor,
Kalkıyorum.

Pencereme ait mermerin tam üzerinde,
geceden kalma kuş tüyleri;
Belli ki bir aşka kurban etmişler mermeri;
Alaca tüyler nemli duruyor hala.

Diğer yandan mutfaktan birkaç kıpırtı duyuyorum.
Sabah kahvaltısı için son çağrı:
Ekmekler kızardı!
İştahım yok ama,
yiyemem bir lokmadan gayrısını.
Oturur oturmaz kalkıyorum;
Ağzımda duruyor son lokma.

Televizyonda
gözlerindeki mahmurluğuyla
olan biteni haber veriyor bir spiker;
sonra hava durumu geliyor ardından
yine balkanlar,
yine soğuk hava etkisi…

Kitaplarımın arasından alıyorum
aklıma esen bir tanesini.
Kapağında solgun insan siluetleri ile
Sarı saman yapraklı bir kitap…
Üçüncü sayfasından sonra bırakıyorum;
Belli ki kız seviyor çocuğu,
Gerisini okurum bir başka vakit diyor, kalkıyorum.

Hesabını gazete sayfalarından soruyorum
bu can sıkıntısının.
Üçüncü sayfa haberlerindeki
memleket havadislerini okuyorum.
Korkuyorum;
bir gün bizimde adımızı yazarlar da
rüsva oluruz âleme diye.
Nitekim ölümün bile
Güzeli gerek bize…


Suratım üç günlük sakalımla
aynanın karşısında epey yabancı duruyorum kendime;
şakaklarımda birkaç beyaz ayrıntı var ömrüme ait;
sormuyorum bile neden diye.
Biliyorum!
Yaşadık yıllarca
ve birikti biraz tozu ömrümün;
ondandır tozları şakaklarımın…

Göçleri başlayınca mevsimlik hüzünlerin;
kimi kış olur kimi sonbahar;
Böyle olur insan akşamleyin.

Bazen bir türkü dilinde,
Bazen koca bir boşluk yanında…

25 Ocak 2008 Cuma

Yastık Altındaki Hatıralar

Birer birer eskiyor takvim yaprakları ve bu yapraklar döküldükçe duvarlarımızdan, bir şeyleri de alıp götürüyor bizden habersiz. Kimi zaman çiçekli bir çerçeve içerisinde hatırlayacağız eskiyen o günleri, kimi zaman da hüzünle bakacağız gönül penceremizden. Ama her ne olursa olsun, iyi ya da kötü, birer hatıra olarak kalacak yastığımızın altında.
.
Geçmiş zaman olur ki; bir anının bile geri gelmesi için neler feda ederdik kim bilir. Çünkü içerisinde gülüşlerimiz vardır o zamanların ve daha nice yaşanılası mutluluklarımız. Biz yol alırken bir başka güne bir şeyler gelir peşimizden ve yakaladığı zaman bizi, içerimizde bir yerlerde gizlenir. Daha sonraları, hayatın üzerimize abandığı bir zamanda çıkıverirler ortaya dilimizde amansız bir “offf” eşliğinde.
.
Hatıraları hatıra yapan gönülde yatandır ve gönülde yatandır aslında o hatıranın resmi. Bir resim düşün ki; gönülde yatan bir sevgili ve o sevgiliye ait bir gülümsemeyle geçen “canımızın içi” o saatler var içerisinde… İşte bu resimdir aslında hatıranın gerçek adı ve gönlümüzde yatan o yumuşak tadı. Ve artık bir tekrarı olmayacaksa bu hatıraların, o bir mirastır artık hem de sevgiliden kalan kıyılamayacak bir miras.
.
Benim de bir yolcuğum var satırlara sığdırmak istediğim. Hatıra değince aklıma gelen geçmiş zamana ait birkaç resmim var benimde. Birinde ben varım resimlerin birinde sen, diğerinde de ikimiz. Ne zaman gözlerimin önüne gelse bu resimler çıkarım tüm benliğimden ve içerisinde bulunduğum zamanın bende oluşturduğu tüm olgular geçmiş zamana döner. Sonra en olmadık inceliğimle gülümserim, birazdan acı bir irkilmeyle gerçeğe döneceğimi düşünmeden. Bir ben olurum gülümsemeden sonra bir de sen; sonra bir türlü gelemem kendime ve sende kalır bir yanım. Sende kalan yanımla okşarım omzumda kalan saçlarını ve rüzgârların koynunda bir öpücük gönderirim yüreğinin koylarına bir de anlından öperim; hani o güneş kokan alnından.
.
Sana ait tüm hatıraları yastık altında saklıyorum şimdi. Ne zaman koysam başımı yastığa, bir şeyler okşar beynimi. İşte o zaman başlar yolculuğum takvim yapraklarında. Bir eski zamana giderim o hiç eskitemediğim zamana. Tutarım ellerinden ve koklarım bahar kokulu saçlarından.
Hiç eskimesin istiyorum hatıralarımız. Bazen çok sıkıldığım da, bazen de gitmek istediğimde bu şehirden, hatıralarımız tutsun istiyorum ellerimden ve “Gitme, buralar aşkımızın başkentiydi ve senindir artık bu şehir” desin istiyorum. Ama gitmek kaçınılmaz oluyor bazen biliyor musun? Bazen gitsem de buralardan, bir başka şehirde ve bana ait olmayan bir yastığın altında da rastlayabiliyorum hatıralarımıza. İşte o zaman anlıyorum; yastıkta değil yürekteymiş keramet.
.
Bazen acı veriyor tüm hatıralar, tam dalarken o eski günlerime, bir yenisi daha yaşanmayacak diye kahrediyorum her şeye ve o malum yastığıma. Bir yandan susup, bir yandan da hasretle özlerken o günleri, hatıralara gömülüyorum tekrar ve yaşamaya çalışıyorum o el ele dolaştığımız İstanbul’un yalnız fahişeliğini. Kaldırımlarda yaramaz çocukların sesini arıyorum ve yine zorla tutuştursunlar istiyorum ellerimize çiçekleri. Ne yazık ki ne o çiçekler ne de o çocuklar var şimdi. Yalnız bir resim, bir sahil ve ikimiz, her şey donmuş ve siyah beyaz birazda.
.
Nereye kadar götürebilirim diye düşünüyorum bu hayalleri. Belki bir başka sevda olur ilerde, bu hatıraların üzerini tozlandıran ama yok edemeyen. Belki bir ölüm olur hiçbir hatıranın kar etmediği. Zaman insana ne getirir bilinmez ama her günün bir şeyler götüreceği kesin. Ne kadar direnirsek direnelim, ya yaşadıklarımızı götürecek hayat, ya da yaşayacaklarımızı.
.
Her hatıranın gizli bir hazinesi vardır. Bu hatıralar içimizdeki duygusal özden alır kaynağını. İçimizde bir yerlerde gizlidir bu öz ve hiç beklemediğimiz bir anda çıkar karşımıza. Biz günün yoğunluğundayken, bir rüzgâr çarpar gönlümüze ve gönül penceremizden geçmeye başlar tüm hatıralar. Duygusal parçamız o an girer devreye ve tekrar yaşanılıyormuş gibi düşünülür o eski günler. Yeter ki hiç kaybolmasın o duygusal özümüz. Çünkü o kayboldukça, hatıralar yıpranmaya, resimler solmaya başlar. Biz ise yaşlanmaya geçeriz gençlik resimlerimizden…

10 Ocak 2008 Perşembe

Çocuktan Öğren iyiye ve Güzele Dair Ne Varsa

Çocukların gözleri diye baktığımız şey meğer yaşanılası güzel bir dünyanın ta kendisiymiş ve alsında dünya, allı yeşilli bir beşikmiş çocukların gözlerinde. Tüm farklarına rağmen, aynı dilde uçururlarmış uçurtmayı tüm dünyanın çocukları; insanca, dünyaca, sonuna kadar çocukça...

Ömür Yetmez Yaşamaya

Eğer yaşın ilerlemişse ve o ilerleyen yaşına rağmen günlük hayatın monotonluklarından dışında hayata ve insanlığa dair -kendi hayatın da dahil- yaptığın bir şey yoksa, çeşitli fikirler edinip bir fikir atlası oluşturmadıysan kendinde ve yaşadığın her günün tecrübeye ve geleceğe ait bir özelliği yoksa, olduğun yaşta değilsin demektir. o an sahip olduğun kişisel yapınla, asıl olman gereken kişilik yapın arasında zaman olarak uzun yıllar varsa, o yıllar kadar bir kaybının olduğu aşikardır. bunu telafi etmek için geçireceğin zaman da yine kendi ömründen gideceği için ve bu giden zaman da hayatın ta kendisi olduğu için büyük bir kaybın var demektir.
.
HAYAT ASLA BEKLEMEYE BELMEZ; İYİ YAŞA, GÜZEL YAŞA, SAĞLIKLI YAŞA, ONURLU YAŞA VE İNSANCA YAŞA; ÖMRÜNÜN YETTİĞİ KADAR ELBETTE...

5 Ocak 2008 Cumartesi

Sana Dair

Baharlarda düşünüyorum seni,
kış ayında koynumdasın;
oda kokunla doluyor,
sonra ısınıyor usulca.

Bir öpüş yetiyor tutuşmamıza ki;
tutuşuyoruz.
Ta ki sönüyor ateş;
uyuyoruz.

Düşümde gülüşünle süslü bir bahar,
baharlarla bezeli bir ev,
ve çocuklarla dolu bir oda...

Çocuklarımız,
bizim etten kemikten oyuncaklarımız...

Sonra bir şiir tutunuyor dilime:

- Seninle geldi bahar,
yaza vurduk;
koynumdasın.

Karanlık çöktü,
kalmadı etrafta kimse,
seninle kaldık ansızın;
kışa döndü yazımız,
sen hala koynumdasın.-

Boylu boyunca yataktasın,
uyuyorsun.
Şiir dilimde hala
duyuyor musun?

-Uyuyunca deniz gibisin,
uyanınca güneş;
gecede ay gibisin,
içimde ateş.-

İçimde bir hasretle,
usulca kalktım yataktan
ve yürüdüm pencereye doğru.
Şöyle bir baktım da camdan
herşey ne kadar da renkli duruyor;
yeşili, mavisi, sarısıyla.
Bir de insanları ne güzel düyamızın
genci ve yaşlısıyla...

Sonra döndüm sana doğru
ama sen tatlı bir tebessümle
uykudasın.

Geliyorum yanına tekrar ve eğiliyorum kulağına:
Hayat seninle güzel,
ne güzel seninle hayat...

Farkında mısın?

2 Ocak 2008 Çarşamba

Bir Yol Gider Bana Doğru

Gölgeler içinde gölgem,
akıyor içimden yollara.
Cismimin önemi yok;
beynimin içinde bir ışık
sızıyor gözbebeklerimden;
savruluyor karanlığa...

Yolcusuyum uzun uzadıya akan bir yolun.
Taşlar sekiyor önümden.
Taşlar ki; beynimin içinde birer pare;
"düşünceler içerisinde ölmek mi"
diye düşünüyorum
insana tek çare...

Yolcular yürüyor karanlık bir yolda.
Bir diken, bir gül
yolun sağında solunda...
Yolcular gülden, gül yolculardan habersiz.
Akıyor beynime gece;
görseniz nasılda sessiz...

Beynimin içinden çıkıp;
koşuyorum yola.
Yolda herbiri bana ait parçalar...
Kimi yüreğim,
kimi beynim,
kimi gözlerim...

Kulağımdan girmez oldu artık
kendi dilime ait sözlerim.

Karanlık,
her yer karanlık...
Bana yolumu gösteriyor
beynimin içinde bir ışık.

"Dur!" diyor duruyorum;
durduğum yolun eteğinde,
çırpınan bir yaşamı buluyorum.

Dışarıdan habersiz,
ortalık karanlık ve sessiz...
Benliğimin içinde bir ben
içimdeki bende hapis...

Yüreğimden çıkıyor tüm benliğim.
Karanlık büyüyor,
direniyor ışık...
Beynimin içinde bir aydınlık
buluyor beni,
ölüyor benliğim
ve doğuyor insanlık...