Demem o ki;

Demem o ki;
GERİDE KALAN SADECE KOKUSUDUR ÇOCUKLARINDAN, BİR DE SAVAŞA KARŞI BÜYÜTTÜĞÜ KİNİ, ÇOCUKLARINDAN GAYRI

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Uzaklar

Hiç düşündünüz mü; en uzak hissettiğimiz yer bize gerçekten uzak mı veya ne kadar uzak diye? Uzağımızda bulunan bir insan bize ne kadar uzak yada biz ne kadar uzak hissediyoruz kendimizi uzaklara ve uzaktakilerine.
.
Düşünürsek eğer; gözlerimizle görmediğimiz her yeri kendimize uzak görebilir yada aynı şekilde, yakında olsa da yüzünü görmediğimiz bir insanı kendimizden uzakta sayabiliriz ama tüm bunların tek farkı vardır yol ve zaman açısından gerçek uzaklık kavramından. Çünkü gözümüzle görmediğimiz birisi veya bir yer, bize yakın olduğu halde uzak saymamıza rağmen istediğimiz anda onu kendimize yakın etmemiz mümkündür. Ancak gerçek anlamda uzak olan birisi veya bir yer istiğimiz dışında uzaktır bizden ve onu yakın etme durumu bazen elimizde olmayabilir.
.
Bir denizi düşünüyorum şimdi. Hani o harita üzerinde görmekle yetindiğim ve dünyayı köşe bucak saran, alabildiğine mavi okyanuslar, aslında o kadar da uzak değil bana. Çünkü herhangi bir denizin herhangi bir kıyısında, denize parmak ucumla dokunarak tüm okyanuslara dokunabildiğimi düşünüyorum. Aynı şekilde görmediğim ve gezmediğim yerlere nefesimle ulaşabiliyorum; çünkü dünyayı dolaşan ve tüm dünyayı taşı ve toprağı ile okşayan rüzgar, elbet bana da değiyordur diye düşünüyor ve böylelikle tüm dünya topraklarında yaşamış sayıyorum kendimi . Evet, bu bir avuntu olabilir ama bu şekilde hiçbir sınır çizgisi gözetmeden; taşı, toprağı ve tüm insanlarıyla dünya benim diyebiliyorum.
.
Tüm bunlar bir yana, asıl anlatmak istediğim bu değil. Daha doğrusu, uzaklık anlamında anlatmak istediğim bu ancak ifade etmek istediğim duygu bu değil. Daha çok şu an uzaklarda olmanın burukluğu ile uzakları yakın etme ve yakın bir şekilde yaşama gayreti içerisindeyim. Dolayısıyla en yakın halleriyle düşünüyorum uzakları. Mesela, İstanbul'un sevdiğim kıyılarıdayım şimdi ve belki biraz sonra el ele sevdiğimle çiğneyeceğim kaldırımları.
.
Uzaktayım, kilometrelerce ve saatlerce uzakta. Ama her an çok yakın olacakmışım gibi bir his var içimde uzaktakilere ve en uzaktakilerine. Ne tuhaf, yakınım olan yerlere uzaklaşırken, ulaştığım yerde yakın değilim bulunduğum yere. Yani şimdi olmak istediğim yere çok yakın, olduğum yere ise oldukça uzağım.
.
Haber programlarını izlerken, bir yığın tuhaf senaryolarla dolu olayların yaşandığı o yerleri, haberler bittikten sonra "acaba gerçekten öyle yerler var mıydı?" diye düşünüyorum. Haberin verdiği duyguyu o an yaşıyorum ve haber bittikten sonra " acaba bir rüya mıydı gördüğüm?" diye soruyorum kendime. Haberde anlatılan olayı yaşayan kadar anlayamam; çünkü gerçek manasında uzağındayımdır olayın ve yaşandığı yerin. Bir yandan da şunu düşünüyorum; böylesine küçük bir dünyada nasıl uzak olunabilir diye bir yerlere. Aynı güneşin altındaysak ve ne kadar uzak olursak olalım aynı güneşi görebiliyorsak, nasıl oluyorda uzak olabiliyoruz bir yere.
.
Şu an tarihin öksüz bıraktığı bir coğrafyada, Güneydoğu'dayım. Ama uzağında büyüsem de fazlasıyla yakınındayım buradaki yaşamın. Çünkü bulunduğum yerden değil, olmak istediğim yerden bakıyorum yaşama ve baktığım yerden öylesine yakın görünüyor ki insanlar birbirine, birini diğerinden ayırmak mümkün değil, bilmem anlatabiliyor muyum?

Hiç yorum yok: