Demem o ki;

Demem o ki;
GERİDE KALAN SADECE KOKUSUDUR ÇOCUKLARINDAN, BİR DE SAVAŞA KARŞI BÜYÜTTÜĞÜ KİNİ, ÇOCUKLARINDAN GAYRI

25 Ocak 2008 Cuma

Yastık Altındaki Hatıralar

Birer birer eskiyor takvim yaprakları ve bu yapraklar döküldükçe duvarlarımızdan, bir şeyleri de alıp götürüyor bizden habersiz. Kimi zaman çiçekli bir çerçeve içerisinde hatırlayacağız eskiyen o günleri, kimi zaman da hüzünle bakacağız gönül penceremizden. Ama her ne olursa olsun, iyi ya da kötü, birer hatıra olarak kalacak yastığımızın altında.
.
Geçmiş zaman olur ki; bir anının bile geri gelmesi için neler feda ederdik kim bilir. Çünkü içerisinde gülüşlerimiz vardır o zamanların ve daha nice yaşanılası mutluluklarımız. Biz yol alırken bir başka güne bir şeyler gelir peşimizden ve yakaladığı zaman bizi, içerimizde bir yerlerde gizlenir. Daha sonraları, hayatın üzerimize abandığı bir zamanda çıkıverirler ortaya dilimizde amansız bir “offf” eşliğinde.
.
Hatıraları hatıra yapan gönülde yatandır ve gönülde yatandır aslında o hatıranın resmi. Bir resim düşün ki; gönülde yatan bir sevgili ve o sevgiliye ait bir gülümsemeyle geçen “canımızın içi” o saatler var içerisinde… İşte bu resimdir aslında hatıranın gerçek adı ve gönlümüzde yatan o yumuşak tadı. Ve artık bir tekrarı olmayacaksa bu hatıraların, o bir mirastır artık hem de sevgiliden kalan kıyılamayacak bir miras.
.
Benim de bir yolcuğum var satırlara sığdırmak istediğim. Hatıra değince aklıma gelen geçmiş zamana ait birkaç resmim var benimde. Birinde ben varım resimlerin birinde sen, diğerinde de ikimiz. Ne zaman gözlerimin önüne gelse bu resimler çıkarım tüm benliğimden ve içerisinde bulunduğum zamanın bende oluşturduğu tüm olgular geçmiş zamana döner. Sonra en olmadık inceliğimle gülümserim, birazdan acı bir irkilmeyle gerçeğe döneceğimi düşünmeden. Bir ben olurum gülümsemeden sonra bir de sen; sonra bir türlü gelemem kendime ve sende kalır bir yanım. Sende kalan yanımla okşarım omzumda kalan saçlarını ve rüzgârların koynunda bir öpücük gönderirim yüreğinin koylarına bir de anlından öperim; hani o güneş kokan alnından.
.
Sana ait tüm hatıraları yastık altında saklıyorum şimdi. Ne zaman koysam başımı yastığa, bir şeyler okşar beynimi. İşte o zaman başlar yolculuğum takvim yapraklarında. Bir eski zamana giderim o hiç eskitemediğim zamana. Tutarım ellerinden ve koklarım bahar kokulu saçlarından.
Hiç eskimesin istiyorum hatıralarımız. Bazen çok sıkıldığım da, bazen de gitmek istediğimde bu şehirden, hatıralarımız tutsun istiyorum ellerimden ve “Gitme, buralar aşkımızın başkentiydi ve senindir artık bu şehir” desin istiyorum. Ama gitmek kaçınılmaz oluyor bazen biliyor musun? Bazen gitsem de buralardan, bir başka şehirde ve bana ait olmayan bir yastığın altında da rastlayabiliyorum hatıralarımıza. İşte o zaman anlıyorum; yastıkta değil yürekteymiş keramet.
.
Bazen acı veriyor tüm hatıralar, tam dalarken o eski günlerime, bir yenisi daha yaşanmayacak diye kahrediyorum her şeye ve o malum yastığıma. Bir yandan susup, bir yandan da hasretle özlerken o günleri, hatıralara gömülüyorum tekrar ve yaşamaya çalışıyorum o el ele dolaştığımız İstanbul’un yalnız fahişeliğini. Kaldırımlarda yaramaz çocukların sesini arıyorum ve yine zorla tutuştursunlar istiyorum ellerimize çiçekleri. Ne yazık ki ne o çiçekler ne de o çocuklar var şimdi. Yalnız bir resim, bir sahil ve ikimiz, her şey donmuş ve siyah beyaz birazda.
.
Nereye kadar götürebilirim diye düşünüyorum bu hayalleri. Belki bir başka sevda olur ilerde, bu hatıraların üzerini tozlandıran ama yok edemeyen. Belki bir ölüm olur hiçbir hatıranın kar etmediği. Zaman insana ne getirir bilinmez ama her günün bir şeyler götüreceği kesin. Ne kadar direnirsek direnelim, ya yaşadıklarımızı götürecek hayat, ya da yaşayacaklarımızı.
.
Her hatıranın gizli bir hazinesi vardır. Bu hatıralar içimizdeki duygusal özden alır kaynağını. İçimizde bir yerlerde gizlidir bu öz ve hiç beklemediğimiz bir anda çıkar karşımıza. Biz günün yoğunluğundayken, bir rüzgâr çarpar gönlümüze ve gönül penceremizden geçmeye başlar tüm hatıralar. Duygusal parçamız o an girer devreye ve tekrar yaşanılıyormuş gibi düşünülür o eski günler. Yeter ki hiç kaybolmasın o duygusal özümüz. Çünkü o kayboldukça, hatıralar yıpranmaya, resimler solmaya başlar. Biz ise yaşlanmaya geçeriz gençlik resimlerimizden…

Hiç yorum yok: