Demem o ki;

Demem o ki;
GERİDE KALAN SADECE KOKUSUDUR ÇOCUKLARINDAN, BİR DE SAVAŞA KARŞI BÜYÜTTÜĞÜ KİNİ, ÇOCUKLARINDAN GAYRI

28 Aralık 2007 Cuma

Tanrıyı Ziyaret

Tanrı seslendi genç kıza:
-"Sen kendinle ve kendi dilinle yaşıyorsun ve aslında seni senden ayıracak olandır; beklediğin insan. Durdu kız; düşündü. "Kendimle yaşıyorum, kendimle beraberim... Ben ve ruhum..." Varlığını sorguladı sonra "neyim ben" diyerek. Lakin bir ses yoktu tanrıdan; susmuştu.
.
Evde yalnız başına olduğu bir anda lambanın etkisiyle odanın ortasında oluşan gölgesini izlemeye başladı genç kız. "Ben" dedi. Bu yerde yatan, benimle beraber hareket eden şey benim" diye devam etti. Tanrının ona, onu kendisinden ayıracak olanın, aradığı kişi olduğunu söylediği anı düşündü. "İyi ama nasıl olacak bu?" diye derin düşüncelere daldı sonra. Hiç bir işaret yoktu tanrıdan ama o ısrarla soruyordu tanrıya: "Peki ama nasıl?"
.
Sabahın ilk ışıklarının penceresinden içeriye girdiğini görünce, bir demli çay sonrası attı kendini sokağa. Biraz hava almak ve dolaşmak kendisini toparlamasına yardımcı olacaktı. Gözleri birden yoldaki taşlara takıldı ve kendi çevresinde bir tur attı. "Yok" dedi; bir an rastlayamamıştı gölgesine; "gölgem yok ve ayrıldım bir parça kendimden." O sıra tekrar tanrı ile olan o tek cümlelik diyaloğu geldi aklına. Ama tanrı yine aynı sessizliğindeydi.
.
Çok değil, kısa zaman önce -ömre göre uzun- kendisini hayata bağlayan güzel bir aşkın içerisinde seyyah misali dolaşıyordu ancak; hayat herzamanki sürplerinden birini daha yapıp alımıştı onu kendisinden ve yalnız başına - hemde epeyce- salmıştı gerçekliklerin içerisine. Ondan sonraki bir çok zamanı, hayatı tam anlamıyla tutunabileceği bir yerden yakalama çabasıyla geçiriyordi; gerçek hayatın içerisinde bulunduğunun farkında olmadan.
.
Araya çok zaman girdi sonra ve bir kıpırtı duymayı beklerken tanrıdan soğuk bir sessizliği aldı her seferinde. Yeni yeni insanlar tanımaya başladı. Mesela biri evinin çaprazındaki sokağın başında oturan kendisi gibi genç bir kızdı; evli olması kendisinden en büyük farkıydı kızın. Yaşamını sorguladığında ise aynı girdapları kocasıyla beraber yaşadığını gördü ve çekildi o ilişkiden. Yeni tanımış olduğu bir diğer insan da üç sokak arkasında oturan yetişkin yaşta bir erkekti. Bu tanıdığı da evliydi ancak bir buçuk yaşındaki kızıyla tek başına yaşıyordu. Eşini bir yıl önce yakalanmış olduğu illet bir hastalığın kollarına bıraktıktan sonra tüm yaşantısını bırakıp kızıyla beraber şu an oturduğu mahalleye taşınmış ve yeni bir hayat kurmaya niyet etmişti.
.
Hepsi bu şekilde yaşamlara sahip değildi genç kızın tanıdıkları. Farklı farklı renkler içerisinde yüzerek yaşayanlarda vardı. Kimi huzuru ta ciğerlerine kadar çekiyor kimi varsıllığı ile bir kaşık daha alıyordu yaşamdan. Bir kendisini yaşıyordu genç kız birde çevresini ve çevresinde her olup bitenden pay çıkarır olmuştu kendisine. Bir yaprak düşse dalından "sonbahardan" diye geçiriyordu içinden. Biraz durgun oluşunun sebebi de buydu aslında; son baharda biraz tenhalara çekiliyordu yaşam.
.
Bir akşam vakti, içerisinde tanrının bile olmadığı bir anı paylaşmak istedi kendisiyle. Yalnızca kendi başına, içindeki sesiyle konuşmak onun için en iyisi olacaktı. Yani o öyle düşünüyordu. Zaten yeryüzü karanlığını yavaş yavaş giyiniyordu ve bunun için en iyi zaman uyku saati olacaktı. Günlük uğraşlarından sonra vakit gelmiş ve kendisiyle olan randevusunu gerçekleştirmek üzere kendini boylu boyunca yatağa bırakarak tüm vücudunu saracak şekilde yorganını çekmişti.
.
Yatağın o serinliği biraz üşütmüştü kendisini ve dizlerini karnına çekerek ısınmaya çalışıyordu. Üzerindeki o üşümeyi attıktan sonra başladı kendisiyle konuşmaya: "Gitmeliyim, kendimi en fazla unutabileceğim bir yere..." Hafif bir buğu belirdi gözünde ve ardı sıra bir kaç damlayla geçmiş hayatına gidip yaşadığı çocukluk zamanlarını getirdi gözlerinin önüne. "Ne kadar çabuk gitti çocukluğum!" diye söylendi ve çocukluğunu yaşadığı yerlere gitmeyi geçirdi içinden. Belki en iyisi buydu onun için; çocukluğuna dönemeyecek ama o yılları anımsatacak olan mekanına gidecek ve sokak aralarındaki "sek sek" kareleriyle sohbet edip biraz daha uzaklaşacaktı kendinden. Aslında bu olayın onu tam olarak kendisine getireceğini inanmaya başlamıştı. Belki aşık olacaktı, belki anne ve belkide git gide çocuk...
.
O, bu durumların hayalini kurarken tanrıyı da kendi içerisinden yokluyordu. Lakin tanrı en son duyurusundan sonra bir daha gözükmemişti kızın fikirlerinde. Tanrı ona aşkının tarifini - belki de hayatın - yapmıştı ama o çoktan vazgeçmişti ikinci bir insan beklentisinden. Derin bir mayhoşluk kapladı sonra bedenini ve yatağın iyice ısınmasınıda fırsat bilerek yanağında kuruyan yaşlar eşliğinde uykuya daldı.
.
Genellikle güne gazeteyle başlama adeti olduğundan çayın suyunu koyduktan sonra ilk iş olarak gazetesini alır ve o günkü ruh haline göre masada yada yere sererek gazetesini okur ve bir yandan da kalvaltısını yaptıktan sonra hayatın rutinliğine olağanca haliyle dalardı. Ancak bugün onu herzamankinden daha fazla etkileyen bir haberle irkildi. Yirmi yedi yaşındaki bir kızın tecavüze uğramasıyla intihar edişini yazıyordu gazete. Bir solukta tüm haberi okuduktan sonra "tanrım" dedi inleyen bir sesle. Bu durumun etkisi tüm gün süreceğe benziyordu. Suratında akıl almaz bir üzüntü ifadesiyle gazetesindeki bir iki habere daha baktıktan sonra soğuyan çayını bırakıp; bir iki dilim ekmeklik daha bir şeyler yedikten sonra giyinip; kendince almış olduğu bir karar eşliğinde evini dış dünyaya açan o malum kapıdan aheste adımlarla dışarı çıktı.
.
Tüm ayrıntılarıyla inceledi insanları, doğayı ve çevrede olup biten herşeyi... Bir anlam veremedi çevresinde olup biten tüm hengameye. Cebinde, evden çıkmadan önce almış olduğu kararıyla illgili çok önemli bir notu yazmış olduğu kağıdı tutuyordu. Kağıdı cebine iyice yerleştirdikten sonra geldiği yoldan geriye baktı; bir otoyol körüsünün üzerindeydi. Kararı için son noktadaydı artık ve hiç düşünmeden bıraktı kendini köprüden...
.
Ertesi gün gazetelerin üçüncü sayfasında çıktı haber: Genç bir kızın intiharı... Cebinde enteresan not... Not kağıdının bir de resmini gazeteye koymuşlardı. Kırmızı ve büyük haflerle yazmıştı kız : "Epeydir bir ses çıkmadı tanrıdan; tanrıya bakmaya gidiyorum..."

19 Aralık 2007 Çarşamba

Gece Bekçisi İle Şair

Telefon sesi:
Arayan uzaktan bir dost.
Yakınca oturuyor kendisi,
ama uzakça gidişi çok oldu,
ve duyulmadı tam yirmi yıldır sesi.

Son duyduğumda
bir hapisanenin duvarıyla nikahı kesilmişti.
Epeydir ses yoktu.
Yirmidört'ünde asılacak dediler;
asılmaya götürdükleri yerde,
ip yerine yirmi yıl verdiler.

Arayan o;
sesi epeyce değişmiş.
Hani "benim" demese,
imkanı yok tanıyamam;
bir de isim vermese...

-Yirmi yıl içerde hürriyeti beklemiş!

Çıkınca alacakmış koynuna,
o güzelim gökyüzünü,
mavisinden deniz yapacakmış,
beyazından hayat...
Yaşayacakmış yani;
yirmi yıla inat...

-Uzun tutmadık lafı yarına sözleştik.

Geldi çok geçmeden;
değişmemiş kaşı gözü.
Saçında aklar,
birde izler sırtında;
ama acısı da yok değil yırmi yılın,
kalbinin tam ortasında...

Epeyce dertlleştik;
özlemiş herşeyi...
Bir çocuğa ilişti sonra gözleri,
"şu çocuk" dedi;
"yirmi yıl sonra baba olacak belki"...

Anlamıştım.
Babasıyla götürmüşlerdi onu;
geldiğinde babasızdı...

-Hayat ona baba olma şansı tanımamıştı...

"Ne yapacaksın" diye sordum bundan sonrası için.
"Önce ekmek" dedi;
"sonra nasipse yaşamak güzel şeyler için ..."

Kalacak yer diye
kendi evimi gösterdim.
Ekmek gelir dedim arkasından.
Zira daha duymamıştık ;
ölen birini bu devirde açlıktan.

-Bir ekmeği ve bir odayı paylaşmaya niyet kaltık masadan;
bir de dostluğu yarım kalmış olan...

Beraber kalıyoruz şimdi.
O hapisten bekar,
ben ise hayattan...
Aynı evde yalnız ikimiz:
birimiz şairlik eder,
gece bekçiliği bir diğerimiz...

3 Aralık 2007 Pazartesi

Damla Damla

Üşüyorum.
Ama yok öyle titremek falan; sadece tenimi okşayan mayhoş bir rüzgarın etkisi bu. Tenimi okşayıp geçiyor ve hafifçe irkiliyorum. Hava kapalı hemde epeyce. Yok! Bu sefer şikayetçi değilim bulutların bu hüzünlü duruşundan. Ağlayın diyorum; çökün üzerime hatta.
.
Ansızın penceremde duyuyorum üç beş damlanın şapırtısını önce. Sonra sağanak ve o güzelim koşuşturmacalar... Tedbirsiz bir yolcunun acemi adımları okşuyor kulaklarımı. İzliyorum gelip geçenin siluetini yol üzerinde oluşan su birikintilerinden. Dansını izliyorum damlaların ve toprakla kucaklaşmalarını.
.
Ayak üstü sohbetler düşlüyorum penceremde, yolda denk geldiğim yada yüzünü bile hatırlamadığım tanıdıklara dair. Bir de el tutuşmaları, gurbete ait bir sevgili ile beraber...
.
Bir damla tutunuyor pencereme ve süzülüyor evimin eteklerine. Sonra bir tane daha... Bir şarkı gibi geliyor damlaların ahengi. Birşeyler çağrıştırıyor bana ötelerden. Sanki her damla tamamlayıcısı olacak dilimin ucundaki o bir türlü sonunu getiremediğim ve sanki getirecek olsam çözülecekmişim gibi hissettiğim şarkının. Bir damla daha düşünce sonunu getiremiyorum şarkının ve seyrinde kalıyorum damlaları kucaklayan kavak yapraklarının.
.
Bulutlar hüzünlerini tüm insanlara paylaştırmak için dolaşıyorlar gökyüzünde. Yerde insan sürüsü gökte bulutlar ve akşam sekiz haberlerinde sel mağduru, hüzünlü ve yorgun insanlar...
.
Yağmur yağıyor.
Bu nasıl ıslanmak ve nasıl özlem. Vaftiz edilir gibi bir halimin olduğunu görüyorum sokağa atınca kendimi. Birikmiş tüm günahlar kirpiklerimin ucundan damlıyor ve arınıyorum her damladan sonra. Tenimin tüm kuytuluğu, ne zamandan beri hasretini çekiyor böylesi bir yağmurun. Kirpiklerimden dudaklarıma bir yatak çiziyor sanki yüzümden akan tüm damlalar. Daha sonra gözyaşımla karışan tüm damlaların tuzlu ve beyhude tadını duyuyorum dilimde. Her tatta irkiliyorum ve üşüyorum. Ama dedim ya; öylesi bir üşümek değil bu.
.
Doyasıya ıslanmak istiyorum. Doyasıya... Islanmak...
.
Tenimde misafirim olan gökyüzünün o asi çocukları damlalar ve etrafa yayılan taze toprak kokusu geçiyor içimden. Çamurlu yolların üzerinde sahipsiz ayak izleri duruyor ve ben doyamıyorum bakmaya suda yayılan halkalara.
.
Yağmur yağıyor ve ben üşüyorum. Ama içimde ayrı bir sıcaklık... Sonra hafifçe bastırıyor karanlık. Ay gölgesinde saydamsı damlalar yakalıyor beni ve bağlıyor yaşama. Yaşıyorum diyorum yaşıyorum. Ama öylesi bir yaşamak değil bu

1 Aralık 2007 Cumartesi

Söyle Enkidu Söyle

Hayvanlar içinde kabul görmez artık varlığın,
Geldiğin yere dönemezsin bir daha.
İçinde bilmediğin bir duyguyla,
Bir adım ardındasın şimdi o yosmanın.

İnsanlar içinde kayboluyorsun git gide.
Çekiliyorsun onların içlerine.
İnsanlaşıyorsun...

Ey Enkidu!
Öleceksin,
Gördün sen bunu.
ve ardında kalacak artık yosun belirsizliği...

Ey Enkidu!
İnsanlar için geldin,
Öldün insanlar içerisinde...

Şimdi sen misin ölen söyle,
Yoksa ardındaki yaşam mı?
Söyle Enkidu söyle!
Ölüm mü tattığın,
Yoksa ölümsüzlüğün adımı?

Belli ki;
Ölümü bırakıp Gılgamış'a,
Yol aldın ölümsüzlüğe...

İçinde yosma sıcaklığı,
İçinde yosma sıcaklığı...