Dış dünyaya kapılarımı açtığım yaşımdır benim "yedinci" yaşım. Yeni yeni heyecanlar, silgi kokulu hayaller, tebeşir tozlu arkadaşlıklar ve sulu boya yaşanılası resimler...
.
Sabahları o mahmur gözlerle gelip, canlı mı canlı ayrıldığım taştan meskenim, ilkokulum...Her yeni başlangıcıma şahittir; sıram,defterim, ve teneffüs zillerim. Dünyayı keşfe başladığım ilk ana karadır o beton yığını. Ondan sual ederim ne varsa geçmişe dair ve tadı damağımda kalan.
.
Teneffüs aralarında bizi okulda, güzel mi güzel oyuncakları, pamuk ve elma şekerlerini satan "seyyar satıcı amcaları" dışarda bırakan, belkide sırf bu yüzden o basit oyuncakları ulaşılmaz ve mucizevi kılan duvarlarımız ve arkasından sadece bu güzel ayrıntıları öylece izleyebileceğimiz demir parmaklıklarımız vardı bizim.
.
Uzaktan bir elma şekeri bu kadar mı güzel görünür bir çocuğa! Oysa; elması bildik elma, şekeri bildik şekerdi işte. Ama ikisi birleşince ve o muhteşem kızıllığı da giyinince üzerlerine öyle bir hal alıyordu ki; büyülenmemek imkansız oluyordu.
Kooperatif kolundaydım. Teneffüs araları herkesten önce kantine koşup, satışa başlardık üç arkadaş. Simit, gazoz... Hatta şekerde satardık ama hiçbiri aklımı o duvarların arkasında duranlar kadar alamazdı..
.
O zamanlar harçlığım bir simit ve bir meyve suyuna denk geliyordu. Bir elma şekeri ise bunların neredeyse iki katı... Elma şekerlerine bakıp, iç çekerek yanından geçtiğin günler hala dün gibi aklımda durur. Ne de güzeldiler oysa kıpkırmızı ve kesin çok da tatlı...
.
Okul çıkışında çocuklarını bekleyen anne ve bazen de babalar olurdu. Annesinin elinden tutan çocuklar - bir kısmı sınıf arkadaşlarımdı bunların - soluğu hemen oyuncakçıların (ben "şekerci" diyordum) yanında alırlardı. Anneler elinde çoğunlukla kırmızı bir deriden yapılmış olan cüzdanlarıyla beklerlerdi çocuklarını ve alırlardı elleri neye uzanıyorsa çocuklarının.
.
Vazgeçtim birgün simitten ve meyve suyundan ve harçlığımı miras bırakarak bir sonraki güne yine iç geçirerek geçtim elma şekerlerinin yanından. Ertesi gün okula geldiğimde defterimde "ali gel"ler ve aklımda elma şekerleri vardı. Saatler geçmek bilmiyordu. Bir ders,bir teneffüs...
.
Her teneffüste top koşturan, ip atlayan sınıf arkadaşlarım olurdu. Benimse hep son zil sesindeydi kulaklarım.
.
Ve nihayet son ders...
Öyle bir son dersti ki; içimde nasıl bir heyecan taşıyordum anlatamam. Oysa basit bir şekerdi işte normal bir insana sorarsanız. Ama unutmamak gerekir ki; hiç bir çocuk için normal bir şey değildir dünya.
.
Hayatımın en uzun dersiydi o ders. Öğretmen anlattıkça anlatıyor ve kalemim elimin esaretinde dolanıyor seyyah misali, mavi çizgilerle bölünmüş ve adına "satır" denilen o malum koridorda.
.
İşte zil sesi!!!
O sesin kulaklarıma girişiyle, çıktı kalbim yerinden. Sıra üzerinde duran neyim varsa; silgim, kalemim, kitabım vs. hepsini tepetaklak doldurdum çantama. O okul çıkışı keşmekeşliğinden sıyrılarak ayrıldım okuldan. Gözlerim, elindeki camekan içerisinde o güzelim elma şekerlerini taşıyan satıcıyı aradı.
.
Yoktu!!!
Birazdan gelirdi kesin, yani hep gelirdi. Bugün de gelecekti. Bekledim, saatlerce hemde... gelmedi. Herkes gitti ama o gelmedi. Ellerim cebimde sıkıca tuttuğum ve elimin teriyle ıslanmış paramdaydı. Oysa benim o gün elma şekerleriyle randevum vardı.
.
İşte o gün çocukluğumun en uzun günü oldu. ertesi günü bekleyecek ve yine sıkıcı bir okul gününde sonra kavuşacaktım elma şekerlerine.
.
Akşama kadar olağanca sakinliğince geçti vakit. Sonra yatağıma uzanıp gözlerimi uyumak için kapattığımda ansızın "ya yarın da gelmezse" diye geçirdim içimden ve o vakit kalkıp yatağımdan ellerimi havaya kaldırdım.
"Allahım n'olur şekerci yarın gelsin."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder