Dalıp gittiğim saatlerdir; dünyanın en güzel yerinde yaşadığım saatler. Bazen açık gözlerle dalarak uzaklara, bazen de gözlerimi kapatarak çıkarım yolculuğuma. Daha güzel yerler keşfetmek için; her haliyle yaşanabilir, içi huzur dolu bir yer yaratmak için...
.
Her insanın kendine ait bir dünyası muhakkak vardır. Ve insanlar ne kadar kalabalık olursa olsun kendi dünyalarında yalnızdırlar her zaman. Kendi içlerinde yaşarlar en güzel mutlulukları, sevinçleri, ayrılıkları, gidişleri ve ölümleri de dahil elbet. Ancak kendisi yaratabilir insan kendi hayatını. Ve her insanın vardır hayalinde yaşattığı bir yer. Daima olmak istediği bir yer.
.
Havası, suyu, toprağı ile güzel bir yer düşlüyorum. Yeşili ve kuşları eksik olmayan bir yer. Çiçekler içinde, sabahları güneşin çıldırasıya gülümsediği, geceleri ayın bağıra bağıra susuşunu söylediği ve bahar havasının en güzel estiği bir coğrafya... İnsanları mutlu ve her biri umutlu gelecek günden.
.
Böyle bir yer var mıdır yeryüzünde? Bilmiyorum... Olmama ihtimalinin kabullenilmesi gereken bir gerçek olsa da yaratılabilir diye de geçirmiyor değilim içimden. Resmini kendim çizdiğim bir yere gitmek güzeldir. Herşeyi ile sana ait ve tüm bunlara rağmen yağmurun ne zaman yağacağını bilmediğimiz bir toprak bütünlüğü... Ansızın yağmalı yağmur buralara ve güneş ansızın doğmalı, doyasıya yaşam kokmalı her taraf.
.
Kimsesizlerin gidebileceği en güzel mekandır bu düşlediğim mekan. Sevgilerin, mutlulukların ve umutların en güzelinin yaşanabileceği bir mekan... Elimi bir çiçeğe uzattığımda ansızın açıveriyor tomurcuk ve yanıbaşımda doyasıya gür ve serin akıyor bir ırmak. Kağıttan gemiler yüzdürüyorum bu ırmakta ve çocukların çırılçıplak yüzdüğü, gözyaşı kadar berrak bir suyun kıyısında dağları seyrediyorum. Uzaklaştıkça büyüyen, büyüdükçe kararan dağlar... Seviyorum durmadan akan hayatın içinde olmayı ya suda çırılçıplak yüzen bir çocuk ya kağıttan gemilerin kaptanı olarak...
.
Tek katlı ve içerisinde allı yeşilli çiçekleri olan bir bahçesiyle bir ev yerleştiriyorum hayalimde yarattığım bu yere. Duvarları boydan boya, hayatın, yaşanılası bir hayat olduğunu anımsatan resimlerle dolu olduğu, pencere diplerinde sayısız menekşelerin olduğu ve camları maviye çalan, buram buram gökyüzü kokan bir evdir bu hayalimde yaşattığım yer. Ve ben pencereye her bakışımda, yaşadığıma ve yaşıyor olduğuma şükürler yağdırıyorum. Çünkü pencerinin ötesi hayattan da öte bir şey...
.
Cennetin bir adım gerisinde, dünyanın bir kaç adım önünde, ama dünyada bir yer burası. Havası, suyu, güneşi, toprağı, çocukları, çiçekleri ve ağaçları ile hem de yaşamaya doyulamayan bir dünya... Ve ben ne zaman kendimle kalsam, kapatır gözlerimi, girerim hayaline bu adresi olmayan memleketimin.
.
Her sabah güneşin doğuşuna "merhaba" demek ve yanıbaşımda duran suya el sallamak doyasıya... En büyük kârımdır; buralardan sıkıldığım anlarda. Baş köşesine kurulurum hayalimde yaşattığım evimin ve her sabah sularım penceremin önündeki çiçekleri ve hiç bir zaman esirgemem gülüşümü, kapımın önünde tozu dumana katarak oynayan çocuklardan. Doyasıya izlerim onları; her birinin gözlerinde dünyayı görebilmek ve yarının varolduğunu bilmek adına.
.
Hep hayalimde kuruyorum lakin her zaman da düşünüyorum böyle bir yer - tıpkı yalnızlığımda mesken tuttuğum yer gibi - var mıdır diye. Hayal işte... Sanmıyorum ama hayal de olsa son derece memnunum sınırlarını ve sınırsızlığını kendim belirlediğim, kainatın herhangi bir yerinde yaşamaktan.
.
Her zamanki tazeliği ile duracak bu resim iç dünyamın labirentlerinde. Olur ya; bir gün lazım olur ve gerçekten yaratmak zorunda kalırsak böylesi bir yeri, işte o zaman benim yaşamışlığım var diye atılır ve anlatırım herkese...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder