Demem o ki;

Demem o ki;
GERİDE KALAN SADECE KOKUSUDUR ÇOCUKLARINDAN, BİR DE SAVAŞA KARŞI BÜYÜTTÜĞÜ KİNİ, ÇOCUKLARINDAN GAYRI

29 Kasım 2007 Perşembe

Gitmekle Kalmak Arasında

Dışarıda ılık bir hava
Siyah beyaz bir resim anlılar
Gözlerimin sonmüş feri aynada durur
Durur yaşlı bir hayat dışarda...

Dışarıda güneşli bir hava
Gökkuşağı misali yaşanılası yarınlar
Gözlerimin ışığı aynada durur
Durur bebek tazeliğinde bir hayat dışarda...

16 Kasım 2007 Cuma

Elma Şekeleri İle Randevu

Dış dünyaya kapılarımı açtığım yaşımdır benim "yedinci" yaşım. Yeni yeni heyecanlar, silgi kokulu hayaller, tebeşir tozlu arkadaşlıklar ve sulu boya yaşanılası resimler...
.
Sabahları o mahmur gözlerle gelip, canlı mı canlı ayrıldığım taştan meskenim, ilkokulum...Her yeni başlangıcıma şahittir; sıram,defterim, ve teneffüs zillerim. Dünyayı keşfe başladığım ilk ana karadır o beton yığını. Ondan sual ederim ne varsa geçmişe dair ve tadı damağımda kalan.
.
Teneffüs aralarında bizi okulda, güzel mi güzel oyuncakları, pamuk ve elma şekerlerini satan "seyyar satıcı amcaları" dışarda bırakan, belkide sırf bu yüzden o basit oyuncakları ulaşılmaz ve mucizevi kılan duvarlarımız ve arkasından sadece bu güzel ayrıntıları öylece izleyebileceğimiz demir parmaklıklarımız vardı bizim.
.
Uzaktan bir elma şekeri bu kadar mı güzel görünür bir çocuğa! Oysa; elması bildik elma, şekeri bildik şekerdi işte. Ama ikisi birleşince ve o muhteşem kızıllığı da giyinince üzerlerine öyle bir hal alıyordu ki; büyülenmemek imkansız oluyordu.
Kooperatif kolundaydım. Teneffüs araları herkesten önce kantine koşup, satışa başlardık üç arkadaş. Simit, gazoz... Hatta şekerde satardık ama hiçbiri aklımı o duvarların arkasında duranlar kadar alamazdı..
.
O zamanlar harçlığım bir simit ve bir meyve suyuna denk geliyordu. Bir elma şekeri ise bunların neredeyse iki katı... Elma şekerlerine bakıp, iç çekerek yanından geçtiğin günler hala dün gibi aklımda durur. Ne de güzeldiler oysa kıpkırmızı ve kesin çok da tatlı...
.
Okul çıkışında çocuklarını bekleyen anne ve bazen de babalar olurdu. Annesinin elinden tutan çocuklar - bir kısmı sınıf arkadaşlarımdı bunların - soluğu hemen oyuncakçıların (ben "şekerci" diyordum) yanında alırlardı. Anneler elinde çoğunlukla kırmızı bir deriden yapılmış olan cüzdanlarıyla beklerlerdi çocuklarını ve alırlardı elleri neye uzanıyorsa çocuklarının.
.
Vazgeçtim birgün simitten ve meyve suyundan ve harçlığımı miras bırakarak bir sonraki güne yine iç geçirerek geçtim elma şekerlerinin yanından. Ertesi gün okula geldiğimde defterimde "ali gel"ler ve aklımda elma şekerleri vardı. Saatler geçmek bilmiyordu. Bir ders,bir teneffüs...
.
Her teneffüste top koşturan, ip atlayan sınıf arkadaşlarım olurdu. Benimse hep son zil sesindeydi kulaklarım.
.
Ve nihayet son ders...
Öyle bir son dersti ki; içimde nasıl bir heyecan taşıyordum anlatamam. Oysa basit bir şekerdi işte normal bir insana sorarsanız. Ama unutmamak gerekir ki; hiç bir çocuk için normal bir şey değildir dünya.
.
Hayatımın en uzun dersiydi o ders. Öğretmen anlattıkça anlatıyor ve kalemim elimin esaretinde dolanıyor seyyah misali, mavi çizgilerle bölünmüş ve adına "satır" denilen o malum koridorda.
.
İşte zil sesi!!!
O sesin kulaklarıma girişiyle, çıktı kalbim yerinden. Sıra üzerinde duran neyim varsa; silgim, kalemim, kitabım vs. hepsini tepetaklak doldurdum çantama. O okul çıkışı keşmekeşliğinden sıyrılarak ayrıldım okuldan. Gözlerim, elindeki camekan içerisinde o güzelim elma şekerlerini taşıyan satıcıyı aradı.
.
Yoktu!!!
Birazdan gelirdi kesin, yani hep gelirdi. Bugün de gelecekti. Bekledim, saatlerce hemde... gelmedi. Herkes gitti ama o gelmedi. Ellerim cebimde sıkıca tuttuğum ve elimin teriyle ıslanmış paramdaydı. Oysa benim o gün elma şekerleriyle randevum vardı.
.
İşte o gün çocukluğumun en uzun günü oldu. ertesi günü bekleyecek ve yine sıkıcı bir okul gününde sonra kavuşacaktım elma şekerlerine.
.
Akşama kadar olağanca sakinliğince geçti vakit. Sonra yatağıma uzanıp gözlerimi uyumak için kapattığımda ansızın "ya yarın da gelmezse" diye geçirdim içimden ve o vakit kalkıp yatağımdan ellerimi havaya kaldırdım.
"Allahım n'olur şekerci yarın gelsin."

6 Kasım 2007 Salı

Hayal

Duruyor karşımda "karşı" vapuru
Ardında martılar,
ve köpük köpük mavi sular...

Tutup salmak geliyor kendimi,
Denizin o güzelim maviliğine
Uyupta seyrine balıkların,
Ara ara çıkmak
Suyun o güneş kokan yüzüne

Bir vapur sesi duyarım ansızın
Titretir içimi sesi
Başımda gök,
- Kuşkarın sonsuz kafesi-

Duru duru sular ve dalgalar ötede...
Suların üstünde,
Sulardan da duru resimlerimiz...
Kimimiz yaşlı resimlerde,
Ve körpecik kimimiz...

Avuçları kenetli sevgililer geçer önümden,
Hepsinin gözünde pembeden perdeler.
Ve araladıkları perdelerden,
Mehtabı izlemekteler.

Ben ise düşünü kurarım,
Suyun önünde, ela gözlü sevgilinin;
Gözlerim dalgın,
Ve ellerim ceplerimde...

Bir Resim Var Aklımda Adresi Olmayan

Dalıp gittiğim saatlerdir; dünyanın en güzel yerinde yaşadığım saatler. Bazen açık gözlerle dalarak uzaklara, bazen de gözlerimi kapatarak çıkarım yolculuğuma. Daha güzel yerler keşfetmek için; her haliyle yaşanabilir, içi huzur dolu bir yer yaratmak için...
.
Her insanın kendine ait bir dünyası muhakkak vardır. Ve insanlar ne kadar kalabalık olursa olsun kendi dünyalarında yalnızdırlar her zaman. Kendi içlerinde yaşarlar en güzel mutlulukları, sevinçleri, ayrılıkları, gidişleri ve ölümleri de dahil elbet. Ancak kendisi yaratabilir insan kendi hayatını. Ve her insanın vardır hayalinde yaşattığı bir yer. Daima olmak istediği bir yer.
.
Havası, suyu, toprağı ile güzel bir yer düşlüyorum. Yeşili ve kuşları eksik olmayan bir yer. Çiçekler içinde, sabahları güneşin çıldırasıya gülümsediği, geceleri ayın bağıra bağıra susuşunu söylediği ve bahar havasının en güzel estiği bir coğrafya... İnsanları mutlu ve her biri umutlu gelecek günden.
.
Böyle bir yer var mıdır yeryüzünde? Bilmiyorum... Olmama ihtimalinin kabullenilmesi gereken bir gerçek olsa da yaratılabilir diye de geçirmiyor değilim içimden. Resmini kendim çizdiğim bir yere gitmek güzeldir. Herşeyi ile sana ait ve tüm bunlara rağmen yağmurun ne zaman yağacağını bilmediğimiz bir toprak bütünlüğü... Ansızın yağmalı yağmur buralara ve güneş ansızın doğmalı, doyasıya yaşam kokmalı her taraf.
.
Kimsesizlerin gidebileceği en güzel mekandır bu düşlediğim mekan. Sevgilerin, mutlulukların ve umutların en güzelinin yaşanabileceği bir mekan... Elimi bir çiçeğe uzattığımda ansızın açıveriyor tomurcuk ve yanıbaşımda doyasıya gür ve serin akıyor bir ırmak. Kağıttan gemiler yüzdürüyorum bu ırmakta ve çocukların çırılçıplak yüzdüğü, gözyaşı kadar berrak bir suyun kıyısında dağları seyrediyorum. Uzaklaştıkça büyüyen, büyüdükçe kararan dağlar... Seviyorum durmadan akan hayatın içinde olmayı ya suda çırılçıplak yüzen bir çocuk ya kağıttan gemilerin kaptanı olarak...
.
Tek katlı ve içerisinde allı yeşilli çiçekleri olan bir bahçesiyle bir ev yerleştiriyorum hayalimde yarattığım bu yere. Duvarları boydan boya, hayatın, yaşanılası bir hayat olduğunu anımsatan resimlerle dolu olduğu, pencere diplerinde sayısız menekşelerin olduğu ve camları maviye çalan, buram buram gökyüzü kokan bir evdir bu hayalimde yaşattığım yer. Ve ben pencereye her bakışımda, yaşadığıma ve yaşıyor olduğuma şükürler yağdırıyorum. Çünkü pencerinin ötesi hayattan da öte bir şey...
.
Cennetin bir adım gerisinde, dünyanın bir kaç adım önünde, ama dünyada bir yer burası. Havası, suyu, güneşi, toprağı, çocukları, çiçekleri ve ağaçları ile hem de yaşamaya doyulamayan bir dünya... Ve ben ne zaman kendimle kalsam, kapatır gözlerimi, girerim hayaline bu adresi olmayan memleketimin.
.
Her sabah güneşin doğuşuna "merhaba" demek ve yanıbaşımda duran suya el sallamak doyasıya... En büyük kârımdır; buralardan sıkıldığım anlarda. Baş köşesine kurulurum hayalimde yaşattığım evimin ve her sabah sularım penceremin önündeki çiçekleri ve hiç bir zaman esirgemem gülüşümü, kapımın önünde tozu dumana katarak oynayan çocuklardan. Doyasıya izlerim onları; her birinin gözlerinde dünyayı görebilmek ve yarının varolduğunu bilmek adına.
.
Hep hayalimde kuruyorum lakin her zaman da düşünüyorum böyle bir yer - tıpkı yalnızlığımda mesken tuttuğum yer gibi - var mıdır diye. Hayal işte... Sanmıyorum ama hayal de olsa son derece memnunum sınırlarını ve sınırsızlığını kendim belirlediğim, kainatın herhangi bir yerinde yaşamaktan.
.
Her zamanki tazeliği ile duracak bu resim iç dünyamın labirentlerinde. Olur ya; bir gün lazım olur ve gerçekten yaratmak zorunda kalırsak böylesi bir yeri, işte o zaman benim yaşamışlığım var diye atılır ve anlatırım herkese...

5 Kasım 2007 Pazartesi

Ayrılık

Sarı ve savurgan yapraklar,
Sokak araları ve ıslak kaldırımlar ,
Uzun uzadıya bir yol,
Bomboş bir karanlık,
Sisli-puslu bir hatıra,
Rüzgar sesi önce...

Ve penceremde,
Yıllanmış bir ay resmi,
Bir yudum hasret,
Fonda sarhoş bir tını,
Çekilen bir tetik,
Ve sonsuz bir sessizlik sonra...

4 Kasım 2007 Pazar

A Little More Light

Zamanın herhangi bir diliminde apar topar terkedeceğimiz şu dünyada, ne diye birbirimizin yoluna engel koyarız ve neden birbirimizin güneşine engel oluruz anlamış değilim. Oysa aynı güneş değil mi aydınlığı evlerimize kadar getiren? Güneşin ışığı bize yetmiyor mu da başkalarının güneşini engelliyoruz? Aynı dünyada, aynı toprakta yaşayan insanların hakkı değil midir; aynı aydınlığı tatmak?
.
Koskoca dünyanın içinde yaşayan, birbirinden farklı ama aynı toprağın yavrusu olan insanlar, aydınlığın kapısında değil, içinde olmalıdırlar. Ama ne var ki; sırf başka bir köşesinde olduğu için bir toprağın, aynı aydınlığı tatması yasaklanmış yaşamlar var duvarlar arkasında. Dili, dini ve renginden dolayı ışıktan mahrum bırakılmış yaşamlardır bunlar. Yaşama hakları neredeyse ellerinden alınmış yaşamlar...
.
"A little more light!!!" (biraz daha ışık)... Işıktan mahrum bırakılmış bir yerde, yıkık - dökük bir duvarın üzerinde rastladım bu yazıya. Biliyorum ki; bu yazı tek kişi tarafından yazılsa da milyonlarca insanın kaderini yansıtıyor. Güneydoğu'nun herhangi bir yeriydi... Herhangi bir yeri diyorum; çünkü bir çok yeri ile hiçbir farkı yok bu yerin Güneydoğu'da. Sadece burlarda değil ama en çok buralardadır ışığın bu denli az görülmesi ve aydınlığın bu kadar özlenmesi.
.
Aynı coğrafyanın çocuklarıyız. Bilmem hangi ülkenin, hangi milletin değil; aynı dünyanın çocuklarıyız. Gözardı edilse de yada ettirilse de bu gerçek, beynimizin bir köşesinde, bebek gözünün o keşfedici canlıılığı ile durmalı, durmalı ki; her köşesinden güneş içebilsin ve doyasıya gülebilsin bu coğrafyanın - dünyanın - çocukları. Yoksa hesap soracak çocuklar ışığı söndürenlerden.
.
Tarih, çok olaylar atlattı, çok şeyler gördü bu coğrafyada. Savaşlar, barışlar, henüz anlam kazanmamış bir yığın özneli - öznesiz filler gördü, çoğu hiç bir değer taşımayan. Ama biz hala aynı güneşle ısınıyor ve aynı ay'ı misafir ediyoruz evimize geceleri. Oysa yaşanmamış olsaydı, yaşamayı kendi tekeline almasaydı insanoğlu, şimdi tüm annelerin çocukları - sokak çocukları dahil - aynı gökkuşağının gölgesinde oynayacaklardı. oysa şimdi bir kısmı kara bulutlar altındayken, bir kısmı güneşin koynunda duruyor. Halbuki; tüm çocukların hakkıdır; gökkuşağını tutarcasına koşmak.
.
"A little more light!!!" Ne büyük bir özlemin sloganıdır bu anlayana. İçinde çıldırasıya öfke ve çıldırasıya umut taşıyan bir cümle, hemde buralara ait olmayan bir dilde. İşte bu aydınlığın her dilde ve kültürde özlenebildiğinin bir resmidir. Bu resim ki; bir çoklarının yırtıp attığı, diğerlerinin ise göstermek için çıldırasıya direndiği bir resimdir. Kimi cebinde taşır bu resmi kimi göz kapaklarında.
.
Sınırlarının içerisinde sınırsız güzellikleri barındıran bu güzelim memleketimiz, ne büyük bir nimettir bize. Birde doğusundan batısına eşit bir şekilde tadabilsek bu güzelliği, o zaman daha bir güzel olacak bu coğrafya.
.
Birileri keşfetti bu güzelliği, güzelliğinde bizim emeğimiz olmasına rağmen. Şimdi yalnızca kendileri yaşamak için, sömürmekteler bu güzelliğin mimarlarını. O mimarlar bu coğrafyanın toprak yüzlü, nasırlı elli ve hepsi bu toprakların sevdalısı olan insanlardır. Kimi kürt, kimi türk, kimi laz, ermeni... Ama hepsi insan ve bu coğrafyanın insanları...
.
Güzel günler gelecek elbet. Bu umut, tıpkı bir haykırıştır, o güzel günler bir an önce gelsin diye çıldırmaktır özlemle o duvardaki yazı gibi.. Her ne kadar sitem içerse de bu cümle; elbet gelecek güneşin her beyine aynı pencereden girip, aynı aydınlığı yaşattığı günler. İşte o zaman ne doğunun o yıkık duvarlarında bu özlemli ve isyankar yazılar yazılacak; ne de batıda o umursamaz bakışlı ve duruşlu hayatlar yaşanacak. O zaman herkes bilecek ki; dünya sadece bizim değil ve miras kalacak bizden sonrakilere. Bu düşünce girince o nasırlı beyinlere, ağızlarımızdan kusarcasına çıkacak o paslı karanlığımız.
.
Aydınlık günler yakın, eli kulağında yani. Bir gün ansızın çalacak kapımızı ve biz yıllarca hasret kaldığımızdan, çıldırasıya sarılacağız boynuna. Bu umut, tüm insanların içinde yaşattığı o kalplerinden patlayarak yaracak beyne giden tüm damarları ve beyaz bir ışıkla beraber süzülecek gözlerimizden.

Gurbetlik Türküsü

Güneşin kızıl ışınları,
Geçti gözbebeklerimden,
İçtim suyunu hürriyetin...

Ah! Ne güzel şeydir;
Kokusunu duymak;
Sabahın bu saatinde
memleketin.

Etinde çimen kokusu,
Toprağında saman...

Oy! Ne yaman şeydir;
Aman!!!
Şu gurbetliğin türküsü...