Demem o ki;

Demem o ki;
GERİDE KALAN SADECE KOKUSUDUR ÇOCUKLARINDAN, BİR DE SAVAŞA KARŞI BÜYÜTTÜĞÜ KİNİ, ÇOCUKLARINDAN GAYRI

30 Temmuz 2007 Pazartesi

Taneleri Yere Düşse De...


Geri sayım başlamış ve gitmeye dair sebeplerim yanıma yaklaşmıştı artık. İstanbul’u solumak ve yaşamak zamanın yakasına asılıydı. Günler bir biri ardında geçiyor fakat uzak olmasa da dönüşüm bütün sorunları kendi içimden çıkardığımın farkındaydım. Böyle yaşamaya alışmaktan mı yoksa sadece kendime geçirebileceğim nazımdan mı bilmiyorum duygusallığım iyiden iyiye artmıştı. Çünkü gitme zamanım gelmiş ve gitmem kaçınılmazdı artık…

Son zamanları gezerek geçirmek belki de en iyisi olacaktı benim için. Öylede yapıyordum ve gezdiğim günlerin bir daha tekrarlanamayacağını bildiğim için daha çok güzel şeyler yapmak adına geçirmeye çalışıyordum zamanımı.

Böylesi bir güne rast gelmişti karşılaşmamız. Tabi kendisine, giderken barbunya tanelerinin eşliğinde yol alacağımı tahmin etmiyordum. Evet, eve dönüş yolunda yolumda yerlere saçılan barbunya tanelerin sebebini düşünürken rastlamıştım mavi gözlerine çaktırmadan baktığım o yaşlı bayana. Elinde çuvalıyla yol kenarında birilerinin kendisine yardım etmesini beklerken dikkatimi çekmiş ve kendisine yardım etme isteğinde bulunduğumda olağanca içtenliğiyle dualarını ardına sıralamaya başlamıştı. Çuval belki kaldıramayacağım ağırlıktaydı ama o an ki yalnızlığımın, tek başınalığımın etkisiyle kaldırmayı başarıyordum, şaşarak hem de.

Çuvalda barbunyaların dökülmesini engellemeyeceğim büyüklükte bir delik vardı ve barbunyalar teker teker düşüyorlardı. Beni bir adım arkadan takip eden yaşlı bayan elindeki küçük bir poşetle yerlere dökülen barbunyaları toplamaya çalışıyordu. Çuvalı bu şekilde taşımamızın zor olduğu belliydi ve bu zorluğu önlemek için en yakınımızda bulunan bir marketten yeteri kadar büyülükte bir poşet istemeye karar vermiştik.

Ve nihayet markete ulaşmış, içeriye girmiştik. Bizi biraz bekleten market sahibi gerekli yardımı yapmış ve bize yeteri büyüklükte çuvalı vermişti. Birlikte barbunyaları çuvala dolduruyor ve dolduruyorduk. Son barbunyaları da çuvala koyarken yaşlı bayan, yere dökülüp içi açılan barbunyaların tanelerinin çoğunun çürük olduğunu görse de toplamaya devam ediyordu. Belki de çaresizlik belki bir başka sebebi vardı onları toplamasının. Aslında gerçek sebebini bildiğim halde toplamasına dair sebepler arıyordum kafamda. Ve o an aklıma düşünceler ve gözlerimin önüne barbunyalarla dolu bir bahçe geldi, toprağından barbunyaların boy verdiği bir bahçe…
Evet; barbunyaların kendisi topraktandı yani tanelerinin tere düşmesi kendisinden bir şey götürmüyordu. Ama onu kazanmak için çalışan eller ve terleyen alınlar için öyle değildi elbette.

Bir bir kafamdan geçerken bu düşünceler, varmamız gereken yere, yani yaşlı bayanın evine gelmiştik artık. oraya varmamızla yaşlı bayanın ağzından dualar ardı arkasına dökülmeye başlamıştı. Dualarına karşılık olarak kafamı sallıyor ve başka bir şey söyleyemiyordum.
Tekrar tutarken evimin yolunu yaptığım iyiliğim içimde oluşturduğu o sevinçle o an bir başka bakmaya başlamıştım yol kenarlarına. Barbunya olmasa da bir başka insanın izlerine rastlarım diye…

Hiç yorum yok: