Hepimiz birer yol mağduruyuz aslında geçerken zaman bizden öte sonralara doğru. Beklediklerimiz yada beklemek istediklerimiz hayali asılır buğulanmış gözler önüne ‘gitmek’ fiili bir şeyler götürecek veya getirecek olsa da. Uzarken kendisine mağlup olduğumuz zamanın, bizlere bir şeyler katması an meselesi belki. Yaşıyoruz sonralara doğru nelerle karşılaşacağımızı bilmeden.
Bir tesadüften ibarettir veya zaman ile birer yontma-yontulma savaşıdır hayatımız. Yaşadıklarımız hayatla olan münasebetin birer ürünüdür. Bu ürünleri armağan sayıp saymamak elimizle dilimiz arasında yani tamamıyla kendi irademize kalmıştır. Yaşayabildiğimiz ölçüde kullanabiliyorduk zamanı ve kullanabildiğimiz ölçüde yaşıyoruz.
Kimi zaman üst üste gelir sıkıntılar ve sevinçler. Bir sıkıntı halindeyken bir anda güler hale gelmesi suratımızın, tamamen hayattandır. Arabesk bakmak katlanılmaz olur kimi zaman ve nostaljik anlar tasarlamak birer sanat eseri sayılırdı biz bir ‘yol’ misali zamanla kıyasıya savaşan mağdurlar için.
Kimi zaman hayatımızda yalnızlık denilen bir boşluğu doldurmak için olan uğraşımız yorsa da bizi, saatlerce çalışan bir işçinin kazandığı para gibi el üstünde tutardık yılların veya yolların bize doğru savurduğu ve o gün yüzüne çıkmayı bekleyen sevgi kıpırtılarını üzerinde yoğunlaştırabileceğimiz adı konulmaz veya koyamadığımız olguyu.
İhtimal büyük ki bu olgu, bir insanda hatta karşı cins bir insanda oluşur çoğu zaman. İşte bu kestiremediğimiz zaman aralığında karşımıza çıkacak ve yalnızlığımızı bizden söküp alacak olan adına sevgi dediğimiz olgu, geldiği zaman itibariyle bir çok şeyin tamamlayıcısı olur bizde. Artık bu durumun ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğu tamamen hayatı tartabilirliğimizle yada nasıl tarttığımızla ilgilidir. Sevginin anlamını oluşturmak ve yaşayabilme durumuna getirmek bir emek sayılsa da bizim için, bu emek ancak elden yitirilince farkına varabileceğimiz zaman değer kazanır. Tabii işin işten geçmiş olması tamamıyla zaman ve insan tabiatının ortaklaşa oluşturduğu bir durumdur.
Sevginin, dimağımızdaki nice kelimeler arasında kendisine kendimizi en çok kaptırmış olduğumuz tanım olması kendisini daha anlamlı kılıyor ve söylerken biraz daha titrek ve korkak yaklaşmamıza sebep oluyor aslında. Sevgiyi başarabildiğimiz anlar zamanın kendisine en büyük darbesini indirdiğimiz an olur yaşayabiliyorsak eğer susamışçasına. Ancak suyu içince suya olan özlemi bitme sınırına gelen insanın suya duyduğu sevgi susuzluğundadır sadece. İşte bu yüzdendir ki insan sevmekle hayvan,eşya , canlı veya cansız herhangi bir nesneyi sevmek arasındaki fark kendini hissettirmesiyle anlaşılır ancak.
Biz hayatı yaşamaya çalışırken kim bilir kaç insan son noktayı koymuştur artık.bütün bunlar insan hayatının bir parçası. Sevgi,ölüm ve dahası. Sevginin daha yakıcı yanı ölümle yok olmamasıdır. Çünkü kaç ölüm varsa öznesizliği kalmış o kadar yetim sevgi vardır. Bunlar insan hayatın ucu açık kemirgenleridir işte.
Ve sevginin ölümle sona ermesi söz konusu olsaydı mezar taşlarına isim yazılır mıydı sevenlerin ziyareti için.
Bir tesadüften ibarettir veya zaman ile birer yontma-yontulma savaşıdır hayatımız. Yaşadıklarımız hayatla olan münasebetin birer ürünüdür. Bu ürünleri armağan sayıp saymamak elimizle dilimiz arasında yani tamamıyla kendi irademize kalmıştır. Yaşayabildiğimiz ölçüde kullanabiliyorduk zamanı ve kullanabildiğimiz ölçüde yaşıyoruz.
Kimi zaman üst üste gelir sıkıntılar ve sevinçler. Bir sıkıntı halindeyken bir anda güler hale gelmesi suratımızın, tamamen hayattandır. Arabesk bakmak katlanılmaz olur kimi zaman ve nostaljik anlar tasarlamak birer sanat eseri sayılırdı biz bir ‘yol’ misali zamanla kıyasıya savaşan mağdurlar için.
Kimi zaman hayatımızda yalnızlık denilen bir boşluğu doldurmak için olan uğraşımız yorsa da bizi, saatlerce çalışan bir işçinin kazandığı para gibi el üstünde tutardık yılların veya yolların bize doğru savurduğu ve o gün yüzüne çıkmayı bekleyen sevgi kıpırtılarını üzerinde yoğunlaştırabileceğimiz adı konulmaz veya koyamadığımız olguyu.
İhtimal büyük ki bu olgu, bir insanda hatta karşı cins bir insanda oluşur çoğu zaman. İşte bu kestiremediğimiz zaman aralığında karşımıza çıkacak ve yalnızlığımızı bizden söküp alacak olan adına sevgi dediğimiz olgu, geldiği zaman itibariyle bir çok şeyin tamamlayıcısı olur bizde. Artık bu durumun ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğu tamamen hayatı tartabilirliğimizle yada nasıl tarttığımızla ilgilidir. Sevginin anlamını oluşturmak ve yaşayabilme durumuna getirmek bir emek sayılsa da bizim için, bu emek ancak elden yitirilince farkına varabileceğimiz zaman değer kazanır. Tabii işin işten geçmiş olması tamamıyla zaman ve insan tabiatının ortaklaşa oluşturduğu bir durumdur.
Sevginin, dimağımızdaki nice kelimeler arasında kendisine kendimizi en çok kaptırmış olduğumuz tanım olması kendisini daha anlamlı kılıyor ve söylerken biraz daha titrek ve korkak yaklaşmamıza sebep oluyor aslında. Sevgiyi başarabildiğimiz anlar zamanın kendisine en büyük darbesini indirdiğimiz an olur yaşayabiliyorsak eğer susamışçasına. Ancak suyu içince suya olan özlemi bitme sınırına gelen insanın suya duyduğu sevgi susuzluğundadır sadece. İşte bu yüzdendir ki insan sevmekle hayvan,eşya , canlı veya cansız herhangi bir nesneyi sevmek arasındaki fark kendini hissettirmesiyle anlaşılır ancak.
Biz hayatı yaşamaya çalışırken kim bilir kaç insan son noktayı koymuştur artık.bütün bunlar insan hayatının bir parçası. Sevgi,ölüm ve dahası. Sevginin daha yakıcı yanı ölümle yok olmamasıdır. Çünkü kaç ölüm varsa öznesizliği kalmış o kadar yetim sevgi vardır. Bunlar insan hayatın ucu açık kemirgenleridir işte.
Ve sevginin ölümle sona ermesi söz konusu olsaydı mezar taşlarına isim yazılır mıydı sevenlerin ziyareti için.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder